T.C. Cumhurbaşkanlığı
Diyanet İşleri Başkanlığı

Konya Müftülüğü

23.11.2017

Esir arz Filistin ve yetim mabed Mescid-i Aksa’nın söyledikleri I

7-9.11.2017 tarihleri arasında gerçekleştirdiğimiz Kudüs ziyaretimizle ilgili izlenimleri paylaşmaya çalışacağım. 7 Kasım Salı günü ikindi vakti Kudüs’e ulaştık. Kudüs, gökte kurulup yeryüzüne indirilmiş bir mübarek şehir.  Dünya ahvalinin aynası olan bir güzel şehir. Kudüs’ü anlamak dünya gidişatını anlamak demek. Kudüs anlaşılmadan ne Kudüs davası güdülebilir, ne dünya ahvali anlaşılabilir. Kudüs geçmişimi, şimdiki halimiz ve geleceğimizdir bizim.

Otelden Sahire kapısından sura girdik, dolambaç yollardan geçerek, akabelerden inerek yetim mescide doğru yürüdük. Önce Kubbetü’s-Sahra, muhteşem görüntüsüyle size gülümsemeye çalışıyor ve hoş geldiniz, nerelerde kaldınız diyor. Biraz ilerisindeki Aksa Mescidi ise siyah kubbesiyle, karalar giyinmiş gibi mahzun duruyor, ben size dargınım diyecek ama diyemiyor, yine açıyor kapısını size ve basıyor bağrına her zamanki gibi.

Ve işte ikindi ezanları arzdan Arşa yükselirken Kudüs Haremindeyiz. Harem, çok geniş bir alan. Peygamberler durağı, Son peygamberin Mirac durağı. Harem avlusunun hemen her noktasında bir mihrab, bir kubbe, bir çeşme, bir kümbet, bir minare. Her medeniyet bir eser yapmış, unutulmamak için kutsal beldeye imzasını atmış. Her bir tarihi yapı sizi tarihin derinliklerine, farklı devirlere ve olayların içerisine götürüyor.

Harem bölgenin sağ ve solundaki iki yüksek yerde dalgalanan dev İsrail bayrakları ne yaparsanız yapın gözetimimiz altındasınız diye yırtınıyor. Hareme sınır sur bölgesinde, Aksa yolunda da Filistinliler tarafından Yahudiye satılan bazı tarihi evlerin damında aynı melun bayrak sallanarak mescide giden müminlerle adeta dalga geçiyor!

Mescid-i Aksa’nın içi muhteşem, oldukça yüksek bir tavan, kıble duvarı ve orta tavanın tezyinatı mabede ayrı bir ihtişam katıyor. Etrafındaki devasa kiliselere meydan okuyan ihtişamlı bir yapı!

Mescidin sol tarafında Zekeriya mihrabı. Alt taraf yine ihtişamlı mabed müştemilatı. Nerede kaldınız, geç geldinizkucaklayın beni der gibi Mescid-i Aksa’nın her sütunu, her mihrabı ve yanık mihrabı. Özellikle temellere doğru büyük tonajlı dev kayaları görünce bunu o zamanın şartlarında yapsa yapsa cinler yaparlar diyorsunuz.

Ve sabah namazında imam Sebe’ suresinden ayetler okuyor: Davud’a katımızdan lütufta bulunduk… Ona demiri yumuşak kıldık. Ey insanlar! Yararlı iş işleyin; doğrusu ben yaptıklarınızı görenim… Rüzgârı Süleyman'ın buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik… Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere fark ettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.(Sebe’ 34/10-14)

 Dinlediğimiz ayetler, Süleyman’ın bastonuna dayanmış bir halde mabedin yapımında çalışan işçileri denetlediği günlere götürüyor… Kur’ân ayetlerini, indiği yerlerde yahut mevzu bahis ettiği yerlerde okumanın ayetleri anlamaya katkısını yaşayarak bir kez daha fark ettik.

Ertesi gün El-Halil şehrindeyiz. Gerçek Allah dostu İbrahim Halillurrahman’ın şehri. Gönlünü Rahmana, dilini burhana, malını ihvana, oğlunu kurbana, canını nirana veren Peygamberin şehrindeyiz. Anadolu/Urfa doğumlu, el-Halil vefatlı Hz. İbrahim’in şehrini ziyaret ederek Anadolu’nun Kuudüs’e bağlı olduğunu bir kez daha anlıyoruz... Günlük namazlarımızda okuduğumuz salavat dualarında 60 kere ismini söyleyerek aile boyu andığımız Hz. İbrahim peygamberin şehridir bu kutlu şehir.

 Bölge halkı Mekke, Medine ve Kudüs’ten sonra 4. Harem bölge olarak bu mübarek şehri adlandırıyor. 5. harem olarak da peygamberler diyarı Diyarbakır sayılır. Hz. İbrahim, Hz. Sare, Hz. İshak eşi Hz. Rıfka, Hz. İshak, Hz. Yakub, Hz. Yusuf. Aslında harem bölgelerin sayısı artırılarak, bütün yeryüzünün harem bölge manevî havasına bürünmesini istiyoruz. Ne de olsa yeryüzü bana mescid kılındı  buyuran Peygamberin ümmeti değil miyiz?

27 kişinin sabah namazı şehid edilmesi ardından mescid 9 ay kapalı kalıyor, açıldığında mescidin ikiye bölündüğü, % 60’lık kısmın sinagoga çevrildiği görülüyor. İşine gelirse. Devlet olmadan hiçbir şeyin olmadığını anlıyorsunuz. İslam’ın yönetim ve siyasete dair hükümlerinin hikmetini daha iyi anlıyorsunuz. Siyasetten Allah’a sığınmanın değil, siyasetle O’na sığınmanın  gereğini kavrıyorsunuz. Hz. Yakub ve Hz. Yusuf kabirleri sinagog tarafında kalıyor. Zaten mescid bölgesine kontrollerden geçerek ulaşabiliyorsunuz. İkindi namazı çıkışı, okul çıkışı, çocuklar taş atıyorlar askerlere, askerler ses bombasıyla karşılık veriyor. Alışılagelmiş rutin günlerinden birini daha yaşıyor el-Halil. Yusuf peygamber, kardeşleriyle birlikte babasını getirtmişti Mısır’a. Vefatında sonra babasının yanına ve ayağına getiriliyor Hz. Yusuf.

Dönüş yolunda Hz. Yunus’un balığın karnından çıktıktan sonra bir yıl kaldığı Halhul şehrine uğruyoruz. Halhul, bir yıl kaldı anlamına halle havl cümlesinden uyarlanmış. Cami imamı, Osmanlı diyor, Abdülhamid diyor, Recep Tayyib diyor, biz sizi bekliyoruz ve biz size bağlıyız diyor. Filistinli rehberimiz, Sultan Abdülhamid İslam’ın beşinci halifesidir diyor. Sizin buralarda dedelerinizin kanıyla sulandı, hemen şu Mescid-i Aksa surlarının dibindeki mezarlarda yüzlerce dedeniz yatıyor, diyor. Kudüs düşünce Osmanlı, Osmanlı düşünce Kudüs düştü diyor. Kişi düştüğü yerden kalkarsa, kalkın ayağa ve kaldırın Kudüs’ü ayağa, diyor. Biz de siz de bütün bu zorluklara rağmen buraları bekliyorsunuz, tebrik ederiz, bize dua edin Türkiye’nin mazlum dualarına ihtiyacı var diye karşılık veriyoruz. Vedalaşıp ayrılıyoruz.

Ertesi gün Eriha’dayız. Şehrin girişindeki camide namaz kıldık. Anahtar anıtı. Üzerinde döneceğiz yazılı. Bu şehrin anahtarını bıraktık ama yakında gelip geri alacağız, diyor demesine ama 40 yıl geçmiş aradan yapılan pek bir şey yok, İsrail iyice yerleşiyor. Eriha, raiha/güzel koku emek. Türlü türlü türüm türüm kokan çiçekleri ve ağaçlarıyla mümbit bir şehir. Hz. İsa’nın inzivaya çekildiği dağı seyrediyoruz uzaktan. Teleferikle çıkılıyor. Biz bir Hıra, Sevr dağına yapamadık bu teleferiği. Alışveriş merkezinde hurma alıyoruz, 67 savaşı sonrası kurulan mülteci kampına uğruyoruz. Şehrin çıkışında Hz. Musa’nın kabri ve 100 odalık kervansaray. Eskiden hacılar buradan geçer ve bu kervansarayda üç gün kalırlarmış. Yahudiler Musa’nın kabrine önem vermiyorlar, ziyaret etmiyorlar. Diri iken ne çektirdiler o peygambere, ölünce mi ziyaret edecekler! Peygamberimiz meşhur Buharî-Müslim hadisinde, kızıl kumlar arasında Musa’nın kabrine göstermeyi çok isterdim buyuruyor. Biz de gördük ziyaret ettik Ya Rasulallah diyoruz.

Lût Gölü: Lût peygamberin bunca uyarılarına rağmen azgınlıktan vazgeçmeyen, sonunda ters yüz edilerek helak edilen Lut kavminin yurdundayız. Lut gölü, deniz seviyesinin sıfır noktasının 400 metre altında bir göl. Kenarında Ürdün askerlerinin savaşmadan kaçıp bıraktığı siper evler. Dünyanın en tuzlu ikinci gölüne girip sırt üstü duran insanlar. 10 dakikadan fazla suda kalmak sağlığa zararlıymış, dermatolojik hastalıklara da iyi geliyormuş. Gölün karşısı Ürdün, çok yakın.

Konya Müftüsü
Prof. Dr. Ali AKPINAR